11 Mart 2010 Perşembe

Türkiye-AB ve Vize



Son aylarda Türkiye'nin Ortadoğu ve Afrika ülkeleriyle yaptığı vize anlaşmaları basında çok tartışıldı. Elbette ki vize anlaşmaları, yeni Türk dış politikasının önemli parçası ve Türkiye'nin bu bölgelerde daha etkili bir politika yürütmesi için gereken bir araç. Öte yandan, ABD, Yunanistan vatandaşları için turistik amaçlar için vize gereksinimini kaldırdı. Bundan böyle, Yunanistan vatandaşları 3 aylığına ABD'ye vizesiz gidip gelebilecekler. Derin bir ekonomik kriz altında olan Yunanistan, ABD ile vize anlaşması yaparken Türkiye'nin bu çerçevede konumu ne? Bu bağlamda sadece Türkiye'nin sadece ABD ile değil, aynı zamanda AB ve Schengen rejimi ile olan ilişkisini de inceleyeceğiz. Bilindiği gibi 2010 başında, AB çoğu Balkan ülkelerine olan vize uygulamasını kaldırmıştı. AB'nin Sırbıstan gibi henüz aday olmayan ülkelere bile vize uygulamasını kaldırırken, müzakereleri sürdüren Türkiye'ye vize uygulamasını devam ettirmesi, gerek siyasi arenada gerekse medyada oldukça eleştirilmişti.
Bu bağlamda, öncelikle Türkiye'nin vize uygulamasını kaldırdığı ülkelerin hemen hemen hepsine AB vize uyguluyor. Bu yüzden, bu politikanın AB ile uyumlu olduğu pek söylenemez. Özellikle, Schengen Anlaşması'na taraf olan ülekelerin ortak vize uygulaması gerektiği düşünüldüğünde, Türkiye'nin kısa vadede zaten bu anlaşmaya dahil olması pek mümkün gözükmüyor. Öte yandan, AB'nin vize uygulamasını kaldırması için gerekli olan koşulları sağlamada Türkiye henüz çok yeterli değil. İlk olarak, şu anda kullandığımız pasaportlar, gerek AB gerekse ICAO standartlarında değil. Hem kolay yıpranabilen hem de kopyası diğerlerine oranla daha rahat yapılabilen şu anki pasaportlarımız, ICAO standartlarında "biyometrik" pasaportlarla değişilmelidir ki zaten İçişleri Bakanlığı bu çalışmalarının sona yaklaştığını bildirmişti. İkinci olarak, AB ile vize uygulamasının kalkması ile beraber, ortak sınır uygulamalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Gerek sınır güvenliği, gerekse sınırların belli standartlara kavuşturulması gerekmektedir. Bu konuda da, Türkiye süren müzakerelerle beraber gerekli değişiklikleri yapmaktadır. İlk iki standarta göre Türkiye için daha problemli olan son standart ise mültecilerin statüsü problemidir. Türkiye mültecilerin geri kabul anlaşmasını müzakere etmek istemektedir. Çoğu AB ülkesinden farklı konumda olan Türkiye, insan kaçakçıları için bir köprü vazifesi görmektedir. Bu yüzden Türkiye'nin sorumlu olduğu mülteci sayısı her geçen gün maalesef artmaktadır. Türkiye bu konuda AB ile masrafların paylaşılmasını ve gerekli altyapı yatırımlarının yapılmasını istemektedir. Görüşmelerin tıkandığı en önemli nokta şu an mültecilerin geri dönüşüdür.
Bütün bunlara ek olarak, ABD'nin Yunanistan'a vize uygulamasını kaldırmasında, orada etkili ve önemli bir sayıda olan Yunan nüfusunun etkisi oldukça fazladır. Türkiye'nin henüz bu kadar etkili bir lobi gücü yoktur. Öte yandan, Türkiye nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olması ve ABD için Türkiye'de çok az da olsa radikal düşüncelerin bulunması, yine Türkiye için bir engel teşkil etmektedir.

kaynak:http://www.ntvmsnbc.com/id/25067422/

8 Mart 2010 Pazartesi

İsrail-Filistin Müzakereleri


İsrail ile Filistin arasındaki dolaylı müzakerelerin tekrar başlamasına Filistin yönetimi onay verdi. İsrail'in Gazze saldırılarından beri kesilen görüşmeler, Obama yönetiminin yoğun baskısı sonucu tekrar başlıyor. Görev geldiğinden beri ilk Ortadoğu hamlesini Obama için görüşmelerin tekrar başlaması şimdilik bir başarı olarak gözüküyor. Başkan Obama'nın özel Ortadoğu temsilcisi George Mitchell'in yürüteceği dolayı görüşmelere destek vermek için başkan yardımcısı Joe Biden da Ortadoğu turuna çıktı.

Dolaylı müzakerelerin ne kadar başarılı olacağı tartışmalı ama öncesi durumu en güzel, daha önce International Herald Tribune'de yayınlanmış olan, yukarıdaki karikatür resmediyor.

kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25066711/

Kibris ve Secim


Beklendigi gibi, KKTC Cumhurbaskani Mehmet Ali Talat Nisan ayindaki Cumhurbaskaniligi secimlerinde tekrar aday oldugunu acikladi. Gecen seferden farkli olarak, Talat secime CTP adayi olarak degil bagimsiy aday olarak girecegini acikladi. Su anda zor gunler geciren Talat icin degisik bir adim oldu. 19 Nisan 2009"da yapilan milletvekili secimlerinde Talat´in partisi CTP buyuk bir oy kaybederek %30 oy almisti. Ote yandan UBP birlik partisi ise oylarin %44´unu alarak 50 kisilik Cumhuriyet Meclisi´nde 26 sandalye kazanarak Meclis´te tek basina cogunlugu ele gecirmis ve Dervis Eroglu basbakanliginda yeni hukumet kurulmustu.
Secimlere 1 ay kadar kalmasina ragmen yapilan kamuoyu yoklamalari, bu secimde de Talat´in isinin hic de kolay olmadigini gosteriyor. Eger buyuk bir gelisme yasanmaz ise UBP´nin adayi, ki buyuk ihtimal Eroglu olacaktir, secimi kazanacak gibi gozukuyor. CTP ve Talat´in yasadigi bu dususte en buyuk etken ada ekonomisinin hala duzeltilememis olmasidir. Buna bagli olarak adada cozum icin girisilen cabalar hala karsiligini bulamamis ve 2004 senesinde Annan Planina "evet" diyen Turk tarafi hala ekonomik ambargolarla bogusmakta ve siyasi olarak uluslararasi arenada taninmamaktadir. Hala surmekte olan Hristoyfas-Talat gorusmelerinden de kisa vadede, en azindan secime kadar bir sonuc beklenmesi hayalcilik olur. Secim atmosferinde de Talat´in radikal adimlar atmasi pek beklenmemektedir.
Secimi UBP adayinin kazanmasi halinde, suren gorusmeler elbette ki tamamiyle sonlandirilmayacaktir. Ancak, UBP´nin tavri ile CTP´nin tavri arasindaki buyuk farkdan dolayi muzakerelerin pek de olumlu sonuclanacagi beklenmemelidir. Boyle bir durumda adada kalici bir cozum icin CTP ve Cumhurbaskani Talat´a tam destek veren AK Parti hukumetinin nasil tavir alacagi ise baska bir merak konusu.

6 Mart 2010 Cumartesi

Yunanistan ve AB




"Yunanistan'daki ekonomik kriz, AB'yi çok ciddi bir siyasi sınavla da karşı karşıya bırakıyor. Avrupalı liderler, özellikle de Merkel ve Sarkozy avro bölgesini ve genel olarak birliği kurtarmak için cesur adımlar atmalı"

Yunanistan'da yaşanan derin ekonomik krizle ilgili olarak Avrupa Birliği'nin nasıl hareket etmesine dair Almanya Dışişleri eski Bakanı Joschka Fischer'in yazdığı çok güzel bir analiz var. The Project Syndicate için yazdığı bu makelenin çevirisini Radikal gazetesi yayınlamış.

Devamını buradan okuyabilirsiniz: Yunanistan AB'nin siyasi birliğini sınıyor

5 Mart 2010 Cuma

Nabucco Projesi


Temsilciler Meclisi'nin 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren tavsiye kararı almasının yarattığı yoğun gündemde, önemli başka bir olay hem TBMM'den hem de Avrupa Parlementosu(AP)'ndan geldi. Önce Meclis'imiz Temmuz 2009'da imzalanan Nabucco Projesini onayladı. Bunun yanı sıra, AP'de alınan karar doğrulutsunda Avrupa Birliği projeye 275 milyon Euro kaynak aktarmayı kabul etti. Projenin bu sene başlaması öngörülüyor.

Avrupa Birliği'nin aldığı mali destek kararı tarihinde bir ilki oluşturuyor. Bundan önce AB herhangi bir doğalgaz boru hattının inşasına mali yardımda bulunmamıştı. Projenin AB açısından oldukça büyük bir önemi var. Doğalgaz açısından hemen hemen Rusya'ya bağımlı olan AB, enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Tabi bunu yaparken de büyük ortağı Rusya'yı da fazla kızdırmamaya çalışıyor. AB'nin enerjiden sorumlu komisyoneri Günther Oettinger Nabucco projesiyle beraber Rusya'nın Nabucco'ya alternatif olarak geliştirdiği Güney Akım projesine de destek verdiklerini açıkladı. Ancak bu AB'nin kaynaklarını çeşitlendirmeye çalıştırdığı gerçeğini değiştirmez. Türkiye'nin burada oynadığı rol AB ile olan ilişkilerde elini oldukça güçlendirmektedir. Türkiye'nin sadece bir enerji koridor olmak niyetinde olmadığı gibi, bir merkez(hub) haline gelerek topraklarından geçen boru hatlarında söz sahibi olmak istiyor. Projenin diğer bir önemli boyutu da İran'nın ileride oynayacağı rol olacaktır. Türkiye projeye İran gazının da dahil olmasını isteyerek bölgedeki etkinliğini daha da arttırıyor. Zaten İran'la ilişkileri gergin olan Batı dünyası için de Türkiye'nin oynadığı rolün önemi artıyor. Buna ek olarak, gelecekte Kuzey Irak gazının da bu projeye dahil olması Türkiye'yle Kuzey Irak arasındaki ilişkinin önemini artıracaktır.

Sonuç olarak, her ne kadar Temsilciler Meclisi'nin aldığı kararın gölgesinde kalsa da, Nabucco projesi emin adımlarla ilerliyor. Orta Asya gazını Türkiye üzerinden Bulgaristan, Romanya, Macaristan takip ederek Avusturya'ya taşıyacak olan Nabucco projesi Türkie'nin hem bölgede(Orta Asya ve Ortadoğu) oynadığı rolün önemini artırmakla kalmayarak, aynı zamanda AB ile süren müzakerelerde elini de güçlendirecektir.

kaynak: http://www.cnnturk.com/2010/ekonomi/genel/03/04/nabucco.projesine.meclis.onayi/566323.0/index.html
website hit counter
Provided by website-hit-counters.com .